GİDENİN ARDINDAN…

Kıvanç Tığlı BULUT

10 Ekim 2021 Pazar 07:45

Değerli okuyucular, korona virüsten dolayı pek çoğumuz sevdiğimiz önem verdiğimiz kişileri kaybettik. Bazı kişiler ölen kişinin ardından yasını tam olarak yaşayıp hayatlarına devam etti, bazı kişiler de yası yaşamaktan ve kötü duygulardan, acıdan kaçıp hayatlarını daha sıkıntılı ve stresli hale getirdiler. 

Kayıp denilince akla hemen ölüm geliyor, ancak boşanma veya sevgilinin terk etmesi sonucu sevilen kişinin kaybı, kanser olduğu için bir kişinin bir organını yitirmesi, bir gencin liseyi bitirip ailesinin o güvenli ortamından üniversite okumak için başka bir yere taşınması, bir iş adamının iflas etmesi, üniversiteyi bitirip bir gencin iş hayatına atılması, evin kıymetlisi olan bir genç kızın evlenip kendine ait farklı ve yeni bir hayat kurması, kişinin sağlığını yitirmesi, bir annenin çocuğunu kaybetmesi veya düşük yapması bunların hepsi de kişiler için birer kayıptır ve yas tutmayı gerektirir. İnsanın çok sevdiği bir kalemini bile kaybetmesi onun için çok önemli olup, kısa süre de olsa üzülmesini gerektirir.

Bu yazımda daha çok ölümle gelen yas sürecinden bahsedeceğim. Yas, bir kayba verilen en doğal tepkidir. Kişi, ölen yakınıyla çocukluk çağında çok büyük bir bağ kurmuşsa bu kişinin ölümü onun hayatında daha çok acıya neden olacaktır. Eğer sevdiği bir kişiyi kaybeden kişinin psikolojik dayanıklılığı zayıfsa, ek olarak ruhsal sorunları da varsa bu kişi, yas sürecinde hem rahatlama hem de üzüntüyü bir arada yaşayacaktır. Örneğin, beş yaşında babasıyla travmatik anıları olan ve babasıyla ilgili sorunlar yaşayan çocuk yetişkin olduğunda ve babası öldüğünde, yas süreci daha karışık ve zorlu olacaktır.

Bazı kişilerde yas tutma becerisi zayıftır, bunun nedeni kayıpla ilgili acı veren duygular, bu kişilerin bilinçaltında çok daha derinde bir yerde depolanmıştır. Bu kişiler, dünyayı kontrol edemeyeceklerini ve ölüm gerçeğiyle yüzleşmeleri gerektiğini anlamak istemezler. Ölüm gerçeğini kabullenemeyen kişiler daha mükemmelliyetçi, kontrolcü ve depresyona girmeye daha meyilli kişilerdir.

Genelde kişiler sevdiği bir yakınını kaybettiğinde midesinde boşluk hissi yaşarlar, inanamazlar ve o kişinin öldüğünü inkar ederler. Şaşkınlık ve şok yaşarlar, ağlayarak tepki verirler, nefes almada zorluk yaşarlar, çok derin bir üzüntü yaşarlar, dalgındırlar, boğulacakmış gibi hissederler, ölen kişinin yaşadığı duygusuna kapılırlar, öfke hissederler, seslere aşırı duyarlılık gösterirler, ölen kişiyi gördüğünü ya da sesini duyduğunu düşünebilirler, kendini ve başkalarını suçlarlar, ölen kişiyi hatırlatan şeylerden kaçınırlar, çabuk yorulurlar, kendilerini yalnız hissederler, tek başlarına kalmak isterler, umutsuzdurlar ve rahat, kaliteli bir uyku uyuyamazlar.

Kişi bazen yasını tam olarak tutamadığı ve acısını bastırdığı için, ebeveynlerinden biri öldüğünde kendisine hiç iyi davranamayacak ve acı çektirecek bir kişiye aşık olabilir. Bu kişinin kendisi için uygun olmayan biri olduğunu bile bile bu kişiye karşı aşırı bir çekim duyar. Erkek bir danışanım, annesi öldükten üç ay sonra bir kişiye aşık olmuştu ve kendisi terapiye, ilişki sorunları nedeniyle gelmişti, ancak seanslarda, annesini çok sevdiğini ve bazı sorunlar yaşadığını ve annesi öldükten sonra, yası yaşamamak ve derin acıdan kaçmak ve annesini tekrar yaşatmak için annesine benzeyen bir kişiye aşık olduğunu fark etti. Sevdiği kişi, kendisine onun kadar değer vermiyordu, istediği ilgiyi göstermiyordu. Ancak danışanım ondan haber alamadığında, mesajına geç cevap verdiğinde sanki biri ölmüş gibi çok büyük bir acı çekiyordu. Çocukluğunda annesiyle çözemediği yarım kalmış meseleleri, bu kişiye aktarım yaparak çözmek istiyordu. Tabi ki bunlar bilinçaltı süreçlerdi, danışanım tüm bunların farkında değildi. Terapilerde annesinin yasını çalıştık, o ilişkiye neden bu kadar çok bağımlı olduğunu ve kendine zarar verdiği halde neden bu ilişkiyi bitiremediğini anladı ve ilişkisini bitirebildi.

Değerli okuyucular, beynimizde duyguları hisseden yer amigdaladır. Kişi çok yoğun bir duygu hissettiğinde, amigdala yoğun çalışmaya başlar. Kişi bir yakınını kaybettiğinde yasını yaşamaz ve duygularından, acıdan kaçarsa amigdala aşırı çalışmaya devam eder. Kayıp yakını, acısını bastırdığı için çok yoğun rahatsızlıklar yaşar, bundan kurtulabilmek için ölen kişinin yaşadığı hastalıkları taklit ederek, adeta onunla özdeşim kurar. Ve sonunda ölen kişiye dönüşmeye başlar. Bir kadın danışanım, çok sevdiği annesini kaybetmişti ve annesi çok sigara içen birisiydi. Anne nefes darlığından ölmüştü. Danışanım annesinin ölümünden iki ay sonra, arada içtiği sigarayı günde bir pakete çıkarmıştı, annesinin ölümünden duyduğu acıdan kurtulmak ve kötü duygulardan kaçmak için sigara gibi sahte bir dosta sığınıyordu. Amaç, kötü duygulara temas etmemek ve annesini taklit etmekti. Terapilerde tüm bu bilinçaltı süreçlerin farkına vardı ve sigara bağımlılığından Hipnoz yöntemiyle kısa sürede kurtuldu, yarım kalan yasını yaşayıp bitirebildi.

Gidenin ardından yasınızı tam olarak yaşayabilmeniz duasıyla Allah (c.c )’a emanet olunuz.

Yorumlar
OKUYUCULARIMIZIN DİKKATİNE !... Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.