30 Eylül 2022
  • Rize19°C

GELİYOR GELMEKTE OLAN

Halil PEHLİVAN

02 Ağustos 2022 Salı 15:44

Yazının başlığı; "dur bakalım ne anlatılıyor" denilecek şekliyle heyecan uyandırıyor olsa da işin aslı ne yazık ki öyle değil.

İşin aslı can sıkıcı bir durum!
Elbette bir tek okuyucumun bile keyfinin kaçmasını istemem. Üzülüp "öyle mi yahu!" demesine gönlüm razı gelmez. Ama gelmekte olan bir tehlikenin varlığını dile getirmekte de fayda vardır diye düşünüyorum.
Yakın bir tarihte BM Genel Sekreterinin;
"Dünya küresel kıtlıkla karşı karşıyadır." sözünü sarf etmesi eminim ki benim gibi birçoklarını derinden etkilemiştir.
Bu söz endişe duyulacak cinsten...
Bu açıklama duyanın/okuyanın moralini bozacak türden...
Ne yazık ki bir kaç yıldır kâinat derin sarsıntı geçirmektedir.
Seller, afetler, yangınlar ve hastalıklar anlat anlatabilirsen.
Yeryüzünde akıl almaz olaylar yaşanmakta.
Biri bitti derken yeni sorunlarla boğuşulmakta.
Kuraklık ve kıtlık konusuna gelince...
Tarih sayfalarından ve atalarımızın anlattıklarından öğrenip de gözyaşı döktüğümüz yaşanmışlıkların en sarsıcılarındandır kıtlık...
Bir dilim ekmeği bulamamanın vücut bulmuş hâlidir yoksulluk…

Ne büyük acı hatıralar geride bırakmış geçmişten günümüze ve doğudan batıya dünyada yaşanan kıtlık ve yoksulluklar!

On milyonlarca insanın yiyecek bir şey bulamamasıyla birlikte ölmesi ne hüzünlü hikâyelerle insanlığın hafızalarında yer tutmakta.

Açlık ve yoksulluk...

Savaş esnasında üç yavrusuna bir dilim ekmeği paylaşan annenin görüntüsü hala gözümüzün önünde değil mi?
Dünyanın değişik yerlerinde buldukları bir parça ekmeğin üzerine kavga edenlerin çaresiz halleri zihnimizde değil mi?
Yoksul ve yetim çocukların çöp boşaltılan yerleri mesken tuttuklarını hâlâ hatırlıyoruz değil mi?
Daha nicesi ve niceleri...
Açıkçası
Bir dilim ekmeğe muhtaç olma durumu bütün gündemleri tek gündeme indirir.
“Ekmek yok!” Sözü her bir hikâyeyi sil baştan yazdırır.
Açlık meselesi zihinleri altını üstüne getirir.
Hele hele bolluk içinde yaşayanların sonrasında yiyecek bir lokma bulamaması tahmin edilemeyen travmalara sebep olur.
Her bir fert şokun en kasvetlisini hisseder...
Görülüyor ki
Yeryüzünde gidişatın nereye varacağını öngörmek pek de mümkün gözükmemektedir.
Bu gidişattan nasiplenmek için köşe başlarında mesken tutanlar da yok değil.
Bu kişiler
Gelişen teknolojik imkânları insanlığın hayrına değil de kendi şahsi çıkarları doğrultusunda kullanma çabasında oldukları artık gizlenmeyecek bir gerçek...
Bu vahşi azgınlık adeta kâinatın üstüne çökmüş durumda, korku ve panik yaratarak dünyayı dize getirmenin peşindeler.

Musallat oldukları insanoğlunu istedikleri kıvama getirmek için kullandıkları en acımasız yöntemdir açlık.
“Ya diz çökersiniz ya da açlıkla terbiye ederiz sizi” korkusunu salarak önce yokluk üzerine kurdukları hikâyelerinin ardından kendi çözümlerini de " sanki insanlığın hayrınaymış gibi" sunmaları bunların ne acımasız maksat taşıdıklarını göstermektedir.

Bunlar, bir yandan açlıktan ölümler olacağını söylerken diğer yandan yapay et ve yapay pirinç üreterek şeytani çabalarını pervasızca sergilemektedirler.

Belli ki:
Küresel sermaye, küresel güç odakları tek dünya devleti düşüncesi ve gücü elinde tutma hevesiyle her türlü azgınlığı yapmaktan geri durmayacaktır.
Bu azgın kesim, açlığı yoksulluğu ve bunlara bağlı ölümleri silah olarak kullanacak, yarattıkları panik ve korkuyla birlikte insanları kendi çözümlerinin kabulüne ve akabinde belki de
“Tanrıyı kıyamete zorlayacaktır…” (Grace Hallsell)
Açıkçası:
Variş noktası meçhul ama bir dönüşün arifesindeyiz.
Umulur ki bugüne kadar yapılanlar gözden geçirilip iş işten geçmeden uygun zaman ve zeminde dönüş yoluna girilir.
Umulur ki taşlar yerinden topyekûn oynayıp "artık çok geç!" denilecek hale gelinmez.
Umulur ki yokluk tokluğa üstün gelmez.
Umulur ki keşke sözü söylenilecek durumla karşılaşılmaz.
Umulur ki insanlık, bundan böyle kâinatta korktuklarından emin bir şekilde, maddi ve manevi bir bilinçle ömür sürer ve önüne çıkabilecek zorlukların üstesinden gelir.