EVRİM TEORİSİ, UYDURMA SENARYOLARA DAYANIYOR

Adnan ÖKSÜZ

10 Ekim 2020 Cumartesi 06:50

Prof. Dr. Sefa Saygılı tarafından kaleme alınan, “Tasarımın İhtişamı ve Evrimin Tutarsızlığı” kitabından bahsetmek istiyorum.
Kitap, “Çıra Yayınları”ndan neşredildi.
Evrim düşüncesinin temeli sadece insanın değil, bir Yaratıcıya ihtiyaç duymayan, kendi kendine evrimleşmesi inancına dayandığının altını çizen Saygılı, “Evrim, ortaya koymaya ve insanlara dayatmaya çalıştığı mekanizmalarla (mutasyon, adaptasyon ve tabii seleksiyon) tamamen kör, akılsız ve bilinçsiz kuvvetler olan doğa kanunları ismini verdiğimiz, tesadüfen bir araya gelen sebeplerin, bütün varlık âlemini ortaya çıkardığını iddia etmektedir. Evrim aslında itici, hiçbir inandırıcı olmayan teoridir.” diyor.
Darvinizm’in bilim karşısında yenildiğinin altını çizen Prof. Dr. Sefa Saygılı, özellikle üç konunun altını çiziyor ve tespitlerini şöyle dile getiriyor:
1- Darvinizm teorisi hayatın yeryüzünde ilk kez nasıl ortaya çıktığını açıklayamamaktadır.
2- Teorinin öne sürdüğü ‘evrim mekanizmaları’nın gerçekte evrimleştirici bir etkiye sahip olduğunu gösteren hiçbir bilimsel bulgu yoktur.
3- Fosil kayıtları, evrim teorisinin öngörülerinin tam aksini ortaya koymaktadır.
Çeyrek asırdan beri evrim ile alakalı yazdığı yazıları da tarih vererek bu kitapta toplayan yazar Sefa Bey, her konuyu işlerken gerekli kaynakları da vermeyi ihmal etmiyor.
Kitap içinde yer yer bitki, insan, maymun ve konuyla ilgili çeşitli fotoğraf materyallerini de kullanan Prof. Sefa Saygılı, evrimcilerin tutumları hakkında önemli tespitlerin altını çiziyor. Sefa Saygılı, kitabının hülasasını şu cümle ile noktalıyor:
“Kısacası Evrim Teorisi, bilimsel değil ideolojik bir bakış açısıdır. Uydurma senaryolara dayanır.”

İSTANBUL SÖZLEŞMESİ İNANÇ PRENSİPLERİMİZİ YOK SAYIYOR!

Ruh ve Sinir Hastalıkları Uzmanı – Yazar Prof. Dr. Sefa Saygılı, Millî Gazete’nin “İstanbul Sözleşmesi özel sayısı”nda yayınlanan yazısında şu hususları dile getirdi:
* “İstanbul Sözleşmesi; kadim değerlerimizi, kültürümüzü, gelenek ve göreneklerimizi, inanç prensiplerimizi yok saymaktadır.”
* “İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı yasanın özünde aile kavramının olmaması; aile yerine ev içi tanımının ve toplumsal cinsiyet eşitliği kavramının getirilmesi ile LGTBİ+Q (eşcinsellik ve diğer sapkınlıklar) eğilimi özendirilmektedir.”
* “Aile içi ve kadına yönelik şiddet artmıştır. Kadını şiddetten koruma gayesiyle hazırlandığı ileri sürülen 6284 sayılı yasanın yürürlük tarihinden önce yılda 100 civarında olan cinayet sayısı günümüzde maalesef yılda 500 civarına yükselmiştir.”

DEVLETİN YAPMASI GEREKEN…

Haber şöyle; “ Bursa, Mustafakemalpaşa ilçesinde salçalık biber ekimini yapan üreticiler, geçtiğimiz yıl sofralık olanını 3 liradan, salçalıkları ise 2 liradan satmıştı. Bu yıl da ekim yapan çiftçiler sofralık biberin 1 liraya, salçalıkların ise 40 kuruşa düşmesi sebebiyle kara kara düşünüyor.”
İşte bütün mesele burada…
Hep diyoruz ya, gıdası yetmeyen, gıdada dışa bağımlı olan bir ülke tam anlamıyla bağımsız bir ülke olamaz…
Peki, bu durumda ne yapılması lazım? Çok basit; Bursa, Mustafakemalpaşa’daki biber üreticilerinin sübvanse edilmesi lazım. Daha da anlaşılır dille, bu üreticilerin açığı devlet tarafından kapatılmalıdır. Ki, bu üreticiler gelecek yıl da üretime devam edebilsinler… Yoksa ne oluyor; çiftçi bakıyor ki zarar ediyor, bu kez üretimi bırakıyor.
Sadece biberde değil, buğdayda, arpada, domateste, karpuzda, kavunda, patates-soğanda, fasulyede ve hemen her üründe gerektiğinde devlet desteği verilmelidir. Devlet şunu söylemelidir: “Sen ek kardeşim, zararın ne olursa aradaki açığı ben kapatacağım…” Devlet olma sorumluluğu biraz da bunu gerektirmektedir.
Yanlış mı düşünüyorum?

HER KUR’AN KURSUNDA İZİ VARDI!

Murat Gürbüz…
Erzincan İmam Hatip Lisesi mezunu.
İmam hatipte okurken Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne (Başbakanlık) bağlı vakıf öğrenci yurdunda birlikte kaldık. (Bu vesile ile şu notu da düşmek isterim; Anadolu’nun zeki ama yoksul çocuklarının barınıp tahsil imkânı bulduğu bu vakıf öğrenci yurtları, 28 Şubat darbesi döneminde kapatıldı. Bugüne kadar da bu yurtların kapısı hâlâ kilitli...)
Murat Gürbüz, bizden iki dönem üstteydi; Coşkun Güğercin, Mehmet Ateş, Mustafa Taşdemir’in dönem arkadaşıydı. Merhum Rıfkı Kaymaz, Gürbüz’ün de edebiyat öğretmeni idi…
Murat Gürbüz Hoca yıllarca imam hatiplik görevini ifa etti.
Erzincan’daki hemen her cami ve Kur’an Kursu’nda izi vardı. Boya mı yapılacak, badana mı yapılacak, minare mi temizlenecek, çevre düzenlemesi mi yapılacak, ilk akla gelen isim Murat Gürbüz Hoca idi.
Bir süredir rahatsızdı. Geçenlerde Hakk’ın rahmetine kavuştu.
Tüm tanıyanlarının ve arkadaşlarının arkasından söylediği tek cümle vardı: “İyi bilirdik!”
Allah (CC) rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun. Amin.